Bugün Türkiye’de sosyoloji alanı, çoğu zaman, üç başat figür arasında paylaşılmış görünmektedir: kavramları, özenli bir araştırma pratiğinin araçları olarak değil, retorik ihtişamını ve bilme pozlarını tahkim eden gösterişli işaretler olarak kullanan peygamber teorisyen; bilimsel kavrayışı, neredeyse yabani mantar gibi kendiliğinden bitmiş saydığı veriyi “toplamakla” özdeşleştiren ve bilimi teknikle ikame eden ampirist koleksiyoncu; kendi sınıfsal sezgilerini ve infiallerini analiz sanan sezgici sosyolog. Hiç şüphe yok ki bu üç figürün ortak noktası, sosyolojiyi, bütün güçlükleri ve kritik kavşaklarıyla birlikte, nesnelerini teorik soruşturma ile doğrulama arasındaki gerilimde inşa eden bir bilim pratiği olmaktan uzaklaştırmalarıdır. Bu durumda, sosyolojinin bilgi üretme tarzını açıklığa kavuşturmak; nesnelerini nasıl inşa ettiğini, teorik önermelerini ampirik zeminle hangi ilkeler uyarınca irtibatlandırdığını ve kendi hakikat iddiasını hangi sınama ve doğrulama rejimine tâbi kıldığını göstermek gerekir. Sosyolojik Araştırmanın Mantığı bu amaç doğrultusunda yazılmıştır: disiplinin kendine mahsus sorgulama tarzını ve muhakeme biçimini, fiilî araştırma pratikleri içinde belirdiği şekliyle ortaya koymak. Bu yönüyle kitap, sosyoloji alanında son on yıllarda giderek daha az dillendirilen, kimi zaman da açıkça terk edilmiş görünen hakikat iddiasına sıkı sıkıya tutunur; bugünün akademik performans ölçütlerine ve yayın fetişizmine tercüme edilemeyecek bir bilgi talebi taşır. Disiplinin üniversiteyle birlikte içinden geçtiği çözülme devrinde; üstelik hakikat fikrini aşındıran güçlü bir tazyik dünya ölçeğinde kuvvet kazanmışken, böyle bir talep her zamankinden daha zaruri hâle gelmiştir. Bu itibarla, Sosyolojik Araştırmanın Mantığı, en başta genç sosyal bilimciler olmak üzere, hakikat arayışını hâlâ diri tutan, sosyolojinin ve daha genel olarak sosyal bilimlerin açabileceği özgürlük imkânını savunmaya değer bulan herkes için kaleme alınmıştır.