Roma denince akla genellikle mermer sütunlar, zafer sarhoşu imparatorlar ve Senato’daki soylular gelir. Ancak tarih, yalnızca gücü elinde tutan azınlığın değil; aynı zamanda değirmen taşını çeviren kölelerin, geçim derdindeki küçük zanaatkârların ve göçmenlerin de tarihidir. Karl-Wilhelm Weeber, Roma Henüz Antik Değilken’de anıtsal yapıların gölgesinde kalmış o büyük çoğunluğun dünyasına odaklanıyor.Klasik tarihyazımının rotasını başkentin dar sokaklarına, köle pazarlarına ve umumi tuvaletlerine çeviren bu çalışma; kölelerin, göçmenlerin, engellilerin ve yoksulların koca bir metropoldeki hayatta kalma mücadelesini merkeze alıyor. Weeber, gladyatör dövüşlerinin ardındaki devasa lojistikten sokaklardaki çevre tahribatına kadar birçok detayı bir araya getirerek, Roma’yı toplumsal eşitsizliklerin ve çok kültürlü yaşamın devasa bir sahnesi olarak resmediyor.Roma Henüz Antik Değilken, idealize edilmiş geçmiş mitini yıkarak yerine etten ve kemikten bir toplum portresi koyuyor. Antik Roma’yı tepeden değil, doğrudan sokak hizasından görmek isteyenler için taze ve ezber bozan bir tarih okuması.