İnsan bir şeyden hiç kuşku duymaz: kendisi olduğundan. Sabah aynı kişi olarak uyanır, başına ne gelirse gelsin kendisiyle özdeş kaldığını sanır, içinde taşıdığı bir "ben" olduğunu düşünür. Canı yandığında da çareyi aynı yerde arar: içeride bir yerde bozulmuş, onarılması ya da eski hâline döndürülmesi gereken bir şey olduğuna inanır.Kendine Misafir Olmak bu kesinliğin bir olgu değil, bir alışkanlık olduğunu gösterir. Acı gerçektir; kurgu olan, o acının üstüne sonradan giydirilen adlardır: bir "kişilik," bir "bozukluk," bir "ben." Kişiye "kendini bul" denir, sanki içeride keşfedilmeyi bekleyen sabit bir öz varmış gibi. Oysa kazıldıkça altından bir cevher değil, o aramanın icat ettiği bir gölge çıkar.Kitabın dayandığı en eski sezgi Spinoza'dadır. Bilinç, olup bitenin nedenlerini bilmez, yalnızca sonuçlarını kaydeder; gözümüz açıkken gördüğümüz bir rüya gibidir. Yukarıdan dayatılan bir İyilik ve Kötülük yoktur; bizi büyüten ya da küçülten karşılaşmalar vardır. Korku bile içimizde duran bir nesne değil, kudretimizin düştüğü ana verilen addır. Böyle bakınca benlik gerçektir, çünkü etkileri gerçektir; ama boştur, çünkü dibinde oturan bir sahip yoktur.İyileşme de yer değiştirir. Dönülecek eski bir kişi olmadığından, iyileşmek geri dönmek değil yeniden kurulmaktır. Mesele kendini kazımak değil, karşılaşmalarını düzenlemektir; suçluluğun ve kendine duyulan hıncın kederli tutkularına karşı sevincin tarafında durmaktır.Kendine misafir olmak, içini bir düşman gibi fethetmeye kalkanların değil, kendi içine bir konuk gibi hürmetle, hayretle, nezaketle girenlerin işidir.