Emir Timur derhal sefere çıkmak için emir verdi... İki yüz binlik ordunun arkasından bir o kadar da insan, at, deve, eşek - yürüyen şehir geliyordu. Üç aylık erzak, hayvanları yemlemek için saman, diğer azık ve mahsuller taşınıyordu. Arkadan gelen insanlar bilirlerdi ki, hiçbir savaşta mağlup olmayan Emir Timur’un bu seferinden de, akla sığmaz varlık elde edecekler. Hava dayanılmaz derecede soğuk idi. Gökten sanki kar değil de, buz yağıyordu. Karın kalınlığı bir mızrak uzunluğunu geçiyordu. Soğuk derilerini yakmasın diye, hepsi yüzünü saklamıştı, yalnız gözler görünüyordu. Derinden nefes almaya bile korkuyorlardı. Adama öyle geliyordu ki, bir az derinden nefes alsan, için tamam donacak. Arabalara konulan mangalların dumanı buzlu havanın beyazlığı ile güzel bir renk uyumu yaratmıştı. Bu gezen mangallar hiçbir zaman söndürülmüyordu. Askerler sıra ile arabaya çıkarlar, mangalın etrafında ısınırlardı. Bu mangalların etrafı, askerlerin soğuktan donup ölmemesi için bir kurtuluş yeri gibiydi...