TARİHİN DÖŞEDİĞİ RAYLARDA, AŞKIN VARACAĞI BİR İSTASYON YOKTU.“Sevgili Jantis... Yüreğimi dağlayan, Batia’yı harlayan o kızgın rayları kara yazılar gibi çöle sererken, meğer kendi kaderimi yazıyormuşum. Tanrı’ya inanmadığı için kadere inanan Batia’ya mahcup oluyorum. Dilimde ezberlenmemiş dualarla Ayasofya’nın göğüne bakıyorum.”Osmanlı topraklarını baştan başa örecek demiryollarının başmühendisi Heinrich August Meissner, İstanbul’dan Şam’a, Medine’den Bağdat’a uzanan raylarla iki imparatorluğun hayallerini birbirine bağlarken, Heidelberg’deki küçük bir terzi dükkânında Batia’yla karşılaşır.Batia evli bir Yahudi’dir, Heinrich ise çok geçmeden yeniden İstanbul’a, ardından çöllere dönmek zorundadır. Birlikte geçirdikleri kısacık zamanın ardından geriye iki bakır bileklik, ulaştırılması imkânsız mektuplar ve ömür boyu taşınacak bir aşk kalır.İmparatorluklar yıkılır, savaşlar çıkar, sınırlar değişir... Heinrich’in bir zamanlar insanları kavuşturacağına inandığı o raylar, zamanla onları ayıran acımasız bir tarihin şahidine dönüşecektir.