“Bana bir mezar taşı yap, yoksa öleceğim.” Tahir, ölüm haberinin geldiği gece Ezo’nun rüyasına bu sözlerle girer. Ölüm bir insanın hikâyesini bitirmeye yetmez. Geride kalanların her biri başka bir Tahir’i hatırlar. Bir fotoğraftaki yüz değişmez belki, ama o yüze bakan göz değişir. Söylenmiş sözler başka anlamlara bürünür, suskunluklar yıllar sonra dile gelir. Ezo bir heykeltıraştır. Taştan yüzler yontarken bunun onlara yeni bir hayat vermeyeceğini bilir. Yüzlerin hikâyesi çoktan tamamlanmış görünse de onun asıl sorusu başkadır: İnsan, geçmişte gördükleri kadar görmediklerinden de sorumlu mudur? Ezo, bu sorunun peşine düşerken o yüzlerin hiç anlatılmamış hikâyelerine yaklaşır. Ya insanı asıl anlatan, gördüklerimiz değil de gözden kaçırdıklarımızsa? Ya onu en çok, bakmadan geçtiğimiz yerde kaybetmişsek? “Doğmadan önceki yüzünü göster bana.”