Demokritos, Epikuros ve Lucretius antik atomculuğun önde gelen üç figürüdür. Oluşturdukları doğa felsefesine göre her şey boşlukta hareket halindeki atomlardan oluşmuştur. Dolayısıyla dünya ne organize eden bir zekadan ne de amaçları belirleyecek bir niyetten oluşmuştur. O, saf bir zorunluluğun eseridir. Dahası Demokritos, zorunluluğun var olan her şeyin ve tüm olayların ilkesi olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, Epikurosçular bu elle tutulmaz ilkenin gücünü, zorunlu olanın ne kuvvetini ne de gerçekliğini inkâr etmeden sınırlamaya çabalamışlardır. Böylesi bir tartışma konusunun zorlukları onun kozmolojik veyahut fiziki boyutlarının ötesindedir. Bu zorluklar aynı zamanda bilgi felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarını da ilgilendirmektedir: Eylemlerimiz bir zorunluluğa tabi olsa bile kendi yargımızı yürütebilir miyiz? Mutlu olmaya veya iyi davranmaya çabalayabilir miyiz? Epikurosçuların atomculuğun kurucusuna yönelttikleri itiraz özde yatmaktadır. Öyleyse, Demokritos’un bizi davet ettiği gibi zorunluluğun hegemonyası altına girmek mi gerekmektedir? Ya da tersine, Epikuros ve Lucretius’un da belirttiği gibi her şeyin kendi kuvvetinde olmadığına ve bizlerin bize tabi olan şeyler üzerinde esasen otonom olduğumuza ikna olmak mı uygundur? Antik atomculuğun, kendi içsel çatışmalar oyununda, zorunluluk sınavına dünyanın gerçekliği karşısında karar verme talimini bir özgürlük talebi olarak yerleştirerek sorduğu temel sorusu bundan ibarettir.