Biri yaranın ardındaki kalbe sevdaydı, diğeri o kalpte şifa bulan bir feda. Halide ve Ali... Mehvarın ardından, artık sadece birbirlerine değil; kaderin en ağır sınavına, yani mihnete sarıldılar. Aynı kederin gölgesinde, aynı sızının pençesinde tek bir can olma yolundaydılar. Aşk; sadece vuslat değil, bazen omuz omuza verilen bir sürgün, bazen de dertte ortaklaşmaktı. Ayakta kalmak için çok yaralı, vazgeçmek için çok sevdalıydılar. Çünkü bazı sevdalar sadece baharda çiçek açmazdı; sonbaharın tam ortasında, mihnetle sınanarak büyürdü. Kimi zaman kanayarak, kimi zaman koparak, kimi zaman da susarak... Ama hep zora sarılarak.