Bir tren yolculuğunda başlayan sıradan bir sohbet, kısa süre sonra insan ruhunun en karanlık köşelerine uzanan sarsıcı bir itirafa dönüşür.Pozdnışev, sevdiğini sandığı kadını neden öldürdüğünü anlatırken yalnızca kendi suçunu değil; kıskançlığı, evliliği, cinselliği, tutkuyu, müziği ve insanın kendisini kandırma biçimlerini de acımasızca sorgular. Beethoven'ın Kreutzer Sonatı, bu anlatıda yalnızca bir eser değil; bastırılmış arzuları, korkuları ve yıkımı harekete geçiren görünmez bir kıvılcımdır.Lev Tolstoy, Kreutzer Sonatı'nda okuru kolay cevaplarla baş başa bırakmaz. Aşkın gerçekten ne olduğu, evliliğin hangi temeller üzerine kurulduğu, kıskançlığın insanı nasıl yavaş yavaş ele geçirdiği ve tutkunun ahlakla çatıştığı anlar üzerine bugün de güncelliğini koruyan sorular sorar.Vicdan, arzu ve ölüm arasında sıkışmış bu çarpıcı anlatı, Rus edebiyatının en cesur, en tartışmalı ve en sarsıcı klasiklerinden biridir.