Çınar; başkalarının hayalleri yükselsin diye kendi ruhunun üzerine beton dökerek geçen onca yılı geride bırakmıştı. Kusursuz bir kariyer, sahte gülümsemeler ve adına “güvenli liman” denilen o konforlu hapishane... Artık nefes alamadığı bir akvaryumun içindeydi. Ta ki onu çocukluğuna bağlayan o kehribar taşı elinden kayıp parçalara ayrılana dek... Kırıkların arasında, binlerce yıllık bir hapis hayatı yaşayan o kusursuz yusufçuğu ararken; parmak uçlarına batan keskin acı, Çınar’ı derin bir uykudan uyandırdı. Ertelenmiş hayallerine, özgürlüğüne ve ruhunun derinliklerinde aradığı o büyük aşka giden tam yollar, yıllar önce yarım kalan bir hikâyeye, Zeyd’e çıkıyordu. Şimdi bir karar vermeliydi: Adına “hayat dediği o taşlaşmış esaretin içinde sessizce yok mu olacaktı? Yoksa akvaryumu parçalayıp, kehribarın içindeki o yusufçuk gibi yeni bir başlangıca mı kanat açacaktı?