İnsan olmak ile insan kalmak arasındaki o ince, çoğu zaman görünmez çizgi nerede başlar, nerede kırılır?Bu kitap, tam da bu sorunun izini sürüyor.Hapishane… Yalnızca dört duvar, demir kapılar ve kilitlerden ibaret bir mekân değil; insanın kendiyle,iktidarla, toplumla ve en çok da insanlığıyla yüzleştiği bir sınav alanı. Bu çalışma, hapishaneyi bir “cezakurumu” olarak değil, insanı çözmeye, dağıtmaya ve yeniden biçimlendirmeye çalışan bir sistem olarakele alıyor. Ama asıl odağı, bu sistemin içindeki insan: düşünen, direnen, çözülen, yeniden kurulan insan.Tarihten günümüze kapatılma pratiklerini, egemenlik ilişkilerini ve tecrit mekanizmalarını sorgulayankitap okuru sadece dışarıdaki bir gözlemci olarak bırakmıyor. Aksine, hapishaneyi toplumun aynası ola-rak önümüze koyuyor ve kaçınılmaz soruyu soruyor: Orada olanla bizim aramızdaki mesafe ne kadargerçek?Bir tanıklık, bir sorgulama ve aynı zamanda bir yüzleşme çağrısı…