Dilber, henüz çocuk yaşta vatanından koparılıp bir esir olarak İstanbul’a getirilir. Her yeni ev, onun için yeni bir umut gibi görünürken, her seferinde biraz daha acı bir gerçekle yüzleşir: Özgürlüğü kendi hayatına ait değildir.Tam da kalbinde sevgiye ve güzel bir hayata dair umutlar filizlenmeye başlamışken, karşısına çıkan genç ve temiz bir aşk, Dilber’in karanlık dünyasında küçük bir ışık yakar. Fakat bu dünyada aşkın bile zincirleri vardır. Bir tarafta insanın en derin duyguları, diğer tarafta toplumun acımasız kuralları ve esaretin görünmez duvarları…Sergüzeşt, yalnızca bir genç kızın acıklı hikâyesi değil; insanın özgürlüğünden mahrum bırakıldığında neler kaybedebileceğinin yürek burkan bir anlatısıdır. Samipaşazade Sezai, Dilber’in hikâyesi üzerinden tek bir soruyu sessizce ama sarsıcı biçimde sorar: Bir insanın özgürlüğünü elinden almak, onun hayatını elinden almak değil midir?