Ya dünyanın da bir teni varsa? Ya benliğimiz, tenimizin ötesinde, yaşamın tümüne açılan bu tene bağlıysa? İkinci Beden insan hayvanının sınırlarını aşarak yeryüzündeki tüm varlıklarla kurduğu o kaçınılmaz bağın hikâyesini anlatır. Daisy Hildyard, bir kasap dükkânından bir biyoloğun odasına, oradan da sel basmış bir evin enkazına uzanan rastlantıların izini sürerek insanın içerisine hapsolduğu bireysellik illüzyonunu yerle bir eder. Bugün karşı karşıya kaldığımız ekolojik krizin açığa çıkardığı bu yeni manzara rahatsız edici olsa da bizi dünyanın verimli karmaşasıyla yüzleştirmek gibi olumlu bir etkiye sahiptir: Modern insanın artık konforlu bir izolasyon içinde yaşaması mümkün değildir. Tam da bu yüzden o, uyanmak, teninin ötesine taşan bu görünmez varlığın sorumluluğunu üstlenmek ve içindeki yepyeni topluluk duygusuna teslim olmak zorundadır. Acil Durum romanında hayatlarımızın küresel krizin ortasında nasıl şekillendiğini incelikle işleyen Hildyard, İkinci Beden’de bu arayışı moleküler biyolojiden beslenen felsefi bir boyuta taşıyor ve hepimize sirayet eden huzursuzluğun ekolojik temellerini tartışmaya açıyor.